DUA EYLE DİLSİZLİĞİMİ ,SÖZLERİN EN GÜZELİ SANA AİTTİR ! - Blogcu



DUA EYLE DİLSİZLİĞİMİ ,SÖZLERİN EN GÜZELİ SANA AİTTİR !

21/5/2007 - Hiç böyle bir hamsi tarifiniz oldu mu?

Hiç böyle bir hamsi tarifiniz oldu mu?

Sene 1967. Yer İzmir Kestanepazarı Kur´an Kursu... Kursta cuma günleri yemekte balık çıkıyor. Kimi hafta hamsi, kimi hafta da palamut geliyor sofralara. Yine bir cuma günü öğrenciler iştahla yemeği bekliyor; ama umdukları olmuyor. Yemekte hamsi yoktur. Ya o günlerde balık bulunamamış ya da gerekli para temin edilememişti.

Öğrenciler balık yiyememenin hüznüyle derse girdiklerinde hamsinin muhabbeti hâlâ devam ediyordu. O yıl kursa yeni katılan hocaları onlara bir sürpriz yaptı. "Çocuklar bugün hamsi yiyemediniz. Ben size bir ömür boyu her istediğinizde yapabileceğiniz bir hamsi tarifi yapayım." dedi.
Derslerine giren kişi, 29 yaşındaki Fethullah Gülen´den başkası değildi. Hocaları tahtaya kocaman bir HAMSİ yazıp başladı anlatmaya:

"Hamsi´nin H`si HEDEF" tir. Bir insanda, bir toplumda, bir nesilde hedef yoksa başarı da yoktur. Hangi dalda olursa olsun, hangi milletten olursa olsun başarmış insan görürseniz o başarının ardındaki sır mutlaka ilk önce hedef kaynaklıdır. Tabii hedef tek başına bir şey ifade etmez.

Bunun için hamsi`nin ikici harfi olan A`ya ihtiyacımız var. Hamsi´ nin A´sı AZİM´i oluşturuyor. Hedefe varabilmek için azim ve gayretli olmak gerekir, azim ve gayret olmadan hedefe varacaklarını düşünenlerin ömürleri kuru bir hayalin peşinden koşmakla geçer.

Hamsi´nin ´M´ si "MÜCAHEDE" dir. Cehd ortadan engelleri kaldırır, yani azmetmek yetmez, bir de donanımlı olmak ve mücadele etmek gerekir.

Dördüncü vazgeçilmez maddemiz ´S´ dir. S´ nin dilimizdeki ve tarifimizde yeri SEBAT´tır. Sebat, yani sabır. Bütün bunlar bir bir gerçekleşse bile, bütün ruhi ve kalbi dinamikleriyle geleceğe kilitlenmiş ideal insanında sebat yoksa, en zayıf anda emek ve gayretlerin boşa çıkabileceği acemi, hırs ve kin dolu yanlış hamlelerle o güne kadar yapılanları kumdan bir kale gibi negatif dalgalarla karşı karşıya getirir.

İ´ bu tarif içerisinde İSTİKRARI temsil ediyor. Ama merak etmeyin bütün bunlar varsa ortada istikrar var demektir. Bütün bunlardan sonra istikrar, işin ipinin Allah´ın kudret elinde olduğunun da deklaresidir."



HEDEF Bir insanda hedef yoksa başarı beklenemez.Tek başına hedef bir şey ifade etmez.

AZİM Hedefin işe yaraması için azim gerekir. Ama sadece azim de kuru bir hayaldir.

MÜCADELE Azmin etkili olabilmesi için donanımlı olmak ve mücadele etmek gerekir.

SEBAT Donanımlı olmanın ve mücadele etmenin boşa çıkmaması için sabır önemli bir düsturdur.

ISTİKRAR Bütün bunların varlığı istikrar anlamina gelir ki; istikrar olmadan başarı da olmaz.


A. KADİR SÜPHANDAĞI

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/12/2006 - AB-DEST

 

 

Ab sudur ve dest el.

 

 Su ile elin birleşmesinde ne var?

 

 Bir sevda, bir hasret, bir kavuşma arzusu.Cenab-ı Hak "Biz canlı olan herşeyi sudan yarattık" buyuruyor. Oysa insanın aslı topraktır bilirsiniz. Lakin biraz suyla karışmış bir toprak, düpedüz balçık yani. Toprakla su birbirinden uzak düşmüş Adem ile Havva gibidir.Gün geçer hasret koyulaşır. Su başını taştan taşa vurup asırlar boyu avare dolaşır. Güneşin altına gerilen toprak bağrını şerha şerha yararak vuslat gününü bekler. Ab sudur ve dest el. Toprakla suyu kavuşturan kudrete binlerce şükran. Ne görkemli buluşmadır o; can kuşu kanat çırpar, her yönden bereket fışkırır. Hayat denilen anlaşılmaz şey orada beliriverir; tohum çatlar,çocuk doğar, çimenin yeşil ucu toprağı yarıp çıkar. İşte bu harekettir, canlanmadır, gafletten, ataletten, meskenetten kurtuluştur. Abdest alan mümin suya kavuşmuş toprak gibidir. Azaları üzerinden geçerken serin sular; kuru gövdeden yapraklar,çiçekler göverir. Bütün bu çabalama, bu hazırlık Hakk'ın huzuruna çıkılacağı içindir. Abdest namazın kapısı değil midir? Hakka varan kişi içini ve dışını temizlemiş olmalı değil midir? İşte abdest bizi temizler. İçimizi,dışımızı nur ile doldurur. Ellerimizi yıkarken, bu ellerle ne günahlar işlediğimizi biliriz. İşte onlar parmaklarımızın arasından kayıp giden sulara karışır ve temizlenir. Abdestin suyu günaha bakan gözleri, günahla kızaran yüzü de arındırır. Ağzı abdest suyu ile çalkaladığımız zaman, bizi günaha sokan kelimeler, Bu kelimeleri oluşturan dil ve dişler pir ü pak olur. Başımızı mesh ettiğimizde zihnimizden geçen günahlar bir bir dökülür. Kulaklara değen abdest suyu bu organın dikkat kesilip dinlediği günahkar sözleri siler süpürür. Ve en nihayet bizi günahın kapısına kadar yürüten ayaklarımızı yıkarız. Onlar da günahtan kurtulmuş olur. İki cihan serveri Peygamberimiz Efendimiz şöyle buyurmuş değil midir: "Ümmetim kıyamet gününde, yüzleri,elleri, kolları parlak vaziyette çağrılacaktır. İşte bu parlaklık abdestin izidir." Namaz nurdur, sadaka bürhandır, sabır ziya, temizlik imanın yarısıdır. Ve abdest bu temizliğin anasıdır. Yani ab su dest eldir. Su ile elin birleşmesi abdesttir. Su bulamayan mümin teyemmüm eder.Yani elini toprağa sürter. Toprak da bir temizleyendir.O da sudan gelen bir can taşır...

 

-Alıntı-

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/11/2006 - GÖNÜL KİMİ SEVERSE ...

Gönlümüzde dünya ve dünyalık varken
Baki’ ye bağlanmayıp fanide takılıyoruz.
Oysa Cenab-ı Allah yarattığı insanın
bedenini insana verirken, insandan kalbini istemiştir.

Kalp’ le yanlızca Cenab-ı Allah’ın sevgisi olmalıdır.
Ne zaman ki kalplerimize Cenab-ı Allah’ın sevgisi dışında sevgi girerse,
dünya ve dünyalık girerse işte o zaman kalbimiz kirlenir.
Peşinden zihnimiz, akıl ve fikrimiz de kirlenir.
Ve bu kirliliği yıkamak bizi oldukça yorar.

Peki bu kirliliği yıkayamaz mıyız ?
Elbetteki bu kirden arınmanın yolları da vardır.
Kişi sevmesi gerektiğini önce anlarsa onu daha çok sever.
Ve bu sevgi hep taze aşk olarak katılır.

Sevdiğimizi anlamamız için onu tanımalıyız.
Bize ne verdiğini ve bizden ne istediğini bilmeliyiz.
Cenab-ı Allah bizi insan olarak yarattı ve bize bir beden verdi.
Sonra sayısızca nimet ..
Ve tüm verdiklerine karşılık yine bizim iyiliğimiz için,
ebedi hayatta mutlu olmamız için bizden kalplerimizi sevgiyle doldurmamızı istedi.
Şimdi aldığımız mı, verdiğimiz mi fazla ona bakalım.
Şüphesiz ki aldığımız haddinden fazla.

O halde kalplerimizi Rabb’ ı Rahim’ in sevgisiyle doldurmalıyız.
Dur demeliyiz gönül kapımızı çalan ve zorlayan dünyaya ..
Dünyaya hizmet etmemeli, dünyanın hizmetimiz için yaratıldığını
idrak edip dünyayı hizmetimizde kullanmalıyız.
Rabb’ ı Rahim’ i öylesine sevmeliyiz ki başımıza gelen her işte
O’ nun kaderine rıza göstermelive tevekkül etmeliyiz.

Gönlümüzü gerçek sevgiye verip,
“gönül kimi severse güzel odur”
sözünü yeniden düşünmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.

Gönül sevilmemesi gerekeni seviyorsa,
sevilmemesi gereken güzel değil yanlızca aldatmadır.

Güzel olan yanlızca Cenab-ı Allah’ tır.
Ve Cenab-ı Allah’ ın helal kıldıklarıdır.

Hadis-i Şerifte:

“Allah güzeldir güzeli sever. -Müslim-
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/11/2006 - ::GÜLLER::

Baharda açan çiçekler vardir, ömürleri kisadir belki; ama
anlattiklarini bir ömür boyu unutamayiz .
Uyanisin müjdesini verirler kalplerimize . Bizi sevgiye ve
sevgiliye uyandirirlar.
An gelir; sevdigimizin basinda taç olurlar.
An gelir; sevgilinin hasretini anlattigimiz dert yoldasi olur ve
bizi susturmadan dinlerler.
Sevgiliye sunulacak en güzel armagandir onlar.
Renk renk,koku koku,her biri ayri bir nagmenin notasi
gibidirler.
Karda açan çiçekler vardir. Karlari cesaretle delip geçer ve yüzümüze gülümserler. Baharin akincilaridir onlar . Kisin kasvetli ülkesini fethedip burçlara bayrak diken akinci beyleridirler. Her biri bir fedakarlik destaninin kahramanidirlar.
Tozlarda taslarda açan çiçekler vardir. Sanki açtiklarina pisman gibidirler. Tozdan dumandan siliklesen renklerini utangaç bir sekilde gösterir gibidirler. Kirlari, daglari, yaylalari özlerler. Sükuneti, huzuru, barisi ararlar. Ve onlar da bizim gibi mutlulugu sehirde bulamazlar.
Açmadan solan çiçekler de vardir. Kim bilir hangi sevgilinin yasini tutmaktadirlar. Hangi ayriligin hüznü ile solmuslardir, kim bilir ?
Rahmet yagmurlari bile onlarin solgun yüzünü güldüremez ama sevgilinin bir tek dokunusu onlari hayata döndürür. Bir öpücük yeter onlara; hemen gülüverirler .
Ama...Hepsinden Ötesi... Kalpte açan çiçekler vardir. Gidalari asktir.
Adi GÜL dür o kalp çiçeklerinin Kalpten baska bir yerde yetismez. Baska bir yerde büyüyemezler
O GÜLLER askin sevdasidir.
O GÜLLER kalbin meyvesidir.
O GÜLLER cennetin aynasidir.
O GÜLLER Muhammed rayihasidir.
O GÜLLER hasretin kanli yarasidir.
O GÜLLER ötelerin rüzgaridir.
O GÜLLER SEVGILININ AYNASIDIR


Selam ve Dua ile...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/10/2006 - Şevval'de '6' gün oruç tutalım

Ramazan’ın atmosferini artık yaşayamayacağız diye üzülmeyin. Bir yılımızı ibadetle geçirmiş gibi sevap alabileceğimiz Şevval oruçları bizi bekliyor. “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki bir yıl oruç tutmuş olur.” (Müslim, Sıyâm, 204; Tirmizi, Savm, 53) Ramazan ayı ve bayramından sonra şevval ayı içinde “altı gün orucu” adıyla bilinen orucu tutmak sünnettir. Şevvâl ayının ilk gününde -ki Ramazan bayramının ilk günüdür- oruç tutulması haramdır. Bayramın diğer günlerinde ve şevvâl ayında kaza veya nafile oruç tutulabilir. Oruç ayı Ramazan’ın tamamlayıcısı durumunda olan şevvâl ayında tutulacak altı günlük oruç, bir Müslüman’a bütün bir yıllık oruç sevabı kazandıracaktır. Bu altı günlük orucun birbiriyle bitişik olması, yani hiç ara vermeden tutulması mecburiyeti yoktur; aralıklarla da tutulabilir. Şevvâl ayında tutulacak altı günlük oruçla, bir yıl oruç sevabının nasıl elde edileceği alimlerce şöyle ifade edilir: Dinimizde, bir iyilik yapana on sevap verileceği yolundaki hadis esas alındığında, bir Müslüman otuz günlük Ramazan orucuna ek olarak şevvâl ayındaki altı günlük oruçla otuz altı gün tutmuş olmaktadır. Bu otuz altı rakamı, hadiste ifade edilen on kat sevap ile çarpıldığı zaman 360 gün elde edilir. Böylece kamer ay hesabıyla bütün bir yıl oruçla geçirilmiş gibi olur.

Ebû Eyyûb radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ramazan orucunu tutan ve buna şevval ayında altı oruç daha ekleyen kişi, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur.” (Müslim, Sıyâm 204)

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2006 - Dua Eldeki Kuş Gibidir..

Küçük bir kasabada yüksekçe bir tepede, çocukların pek sevdiği bilge bir ihtiyar yaşarmış. Küçük kasabanın çocukları bu sevimli ihtiyarı hem severler hem de onu derin bir saygı duyarlarmış. Onların çocukça sorularını, küçücük sorunlarını herkesten çok o ciddiye alıyormuş. Yaşlı bilge çocukların en çok hoşlandığı şeyi yapıyormuş; çocukları büyük bir merakla, derin bir ciddiyetle dinliyormuş. Onun can kulağıyla kendilerini dinlediğini gören çocuklar, bazen kendi bilmecelerini sormak, bazen de yeni bilmeceler öğrenmek için o yüksek tepeyi birkaç adımda çıkarlarmış.

Bir gün iki çocuk, yaşlı adama bilemeyeceği bir soru sormaya karar vermişler. Küçük bir kuş yakalayıp tepeye doğru yürümeye başlamışlar. Yaşlı bilgenin yanına gelince, çocuklardan biri kuşu avuçlayıp arkasına gizlemiş ve sormuş:

“Bil bakalım, elimdeki kuş canlı mı, ölü mü?”

Yaşlı adam gözünü çocukların gözlerinde gezdirmiş bir süre. Uzunca bir sessizlik olmuş… Öyle ki, çocuklar ilk defa yaşlı bilgeyi zorladıklarını düşünmeye başlayıp kurnazca tebessüm etmişler. Sonunda derin bir nefes almış yaşlı bilge ve soruyu soran çocuğa dönmüş:

“Bu sorunun cevabı senin elinde! Avucundaki kuşun canlı olduğunu söylersem, onu sıkıp öldüreceksin. Ölü olduğunu söylersem ellerini açacaksın ve kuş özgürlüğe kavuşacak.”

Sonra çocukların şaşkın bakışları arasında boşta kalan minik elini tutmuş çocuğun. Çocuk mahcubiyetle elindeki kuşu yaşlı bilgenin avuçlarına bırakmış… Yaşlı bilge birkaç kez okşadığı kuşu salıvermiş; ötelere kanat çırpan minik kuşun kanat sesleri daha havada yankılanırken konuşmasını sürdürmüş:

“Ellerinde, hayatın ve ölümün kararını tutuyorsun oğlum. Senin içinde hayata, umuda, coşkuya, özgürlüğe son vermeye yeter bir yıkım tercihi var. Senin içinde, hayattan yana, umuttan yana, özgürlükten yana olmaya yeten, bütün kuş kanatlarını özgürlüğü salan bir güzellik tercihi de var. Hayat ile ölüm arasında, iyilik ile kötülük arasında, onarmak ile yıkmak arasında bir yerdesin şimdi. Avuçlarını sıkıp bir hayatı sessizce sona erdirebileceğin gibi, avuçlarını açıp bir hayatın özgürce kanat çırpmasına da izin verebililirsin. İkisi de senin tercihindir; ikisinden birini yapmakta özgürsün…

Ancak kuşun yaşayıp yaşamayacağını benim cevabımın belirlemesine izin verirsen, iyi ile kötü tercih yapma bilgeliğini kazanmaktan vazgeçmiş olursun. Hem kötüyü tercih etme sorumsuzluğuna düşüp, iyiliği seçme sorumluluğunu üzerinden atmış olursun, hem de iyilik yönündeki tercihin sahici olmaktan çıkar. Her iki durumda da sadece kuşu sıkıp öldürmek gibi, kendi sorumluluğunu ve kişiliğini kazanma fırsatını kaçırmış olursun.

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/10/2006 - Kadir Gecesi Hakkında ...

Cenabı Hak Kuranı Kerimde Kadir Gecesi Hakkında Kullarına Şöyle Buyurmuştur...

Şüphesizki Kuranı Kerimi Kadir gecesinde biz indirdik. Ey habibim Kadir gecesi nedir , bilirmisin ? Kadir gecesi diğer bin aydan Daha Hayırlıdır. Bu gece melekler ve Ruhul Kudus Rablerinin izniyle her işten peyderpey yeryüzüne inerler . O gece fecrin doğuşuna kadar selamettir... (Kadir Suresi )


Kadir kelimesinin Lügat manası güç getirmek , hüküm ve kaza , şeref ve azamet ,tazyik demektir.Bu manalara göre müfessirler Kadir Gecesini şu vehiclerle tefsir etmişlerdir...

1- Takdiri ilahide hükmolunmuş işlerin ayırt edildiği Mubarek gece demektir

2- Azamet ve şeref gecesidir...

3- Tazyik manasındadır ki , tazyik gecesi demek olur . Çünkü o gece inen meleklere yeryüzü dar gelir denilmiştir.

İşte Kadir Gecesinde Her 3 mana mevcuttur...


Yeryüzüne Nur saçan , alemi zulmetten nura gark eden ve insanlığa ebedi saadeti bahşeyleyen Kuranı azimüşşan bu mubarek gecede nazil olmuştur.

Kadir Gecesi Bütün sene içerisinde gizli olup en ziyade Ramazan ayın da ve 27. gecesi olması kuvvetli ihtimaldir. Bu gecede amel , ibadet ve mücahede suretiyle erişilecek hayır ve sevab onsuz bin ay kazanılacak hayır ve sevab dan çok daha ziyade hayırlıdır. Bu hudut ve miktar tayin edilmeyecek kadar pek hayırlıdır.

Bu gece inen meleklerin çokluğundan arz dar gelir . Bu melekler Vacib Teala Hazretlerinin Salih Kullarına Rahmet ve Selametler Getirirler . Bu gece Kainat Allahın Rahmetine Mazhar olur ve her taraf Nura kavuşur....

Allah Azle Ve Celle Bu gecede Yapacağınız İbadetlerinizi İhlaslı Kılsın Ve Dergahı izzetinde Kabul Eylesin.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/10/2006 - Bırakma Yâr!..

Ey sevgisine susamışlığım,

Ey sevdasına yandığım,

Unutamadığım, unutturamadığım... Dudağımdan dökülen söz, söylenmemiş türküm, bitirilmemiş bestem, kullanılmayan notam... Öyle bir nota ki birkez duyduğumda sesini, bana kendini hemen hissettiren... Öyle bir bestesin ki satırlar inci inci kafiyelerle süslü... Ve öyle bir türküsün ki, tam söyleneceği anda boğazımda düğümlenen ve ardından gözyaşlarımla söylenen...

Heyhat yar, öyle bir derde düşmüşüm ki gel derdime sen ağla diyorum, bana derdimin güzel olduğunu söylüyorsun...Oysa derdim büyük, yolum uzun, yolluğum az, sabrım sınırlı ama sevdam sonsuz, davam büyük... Yüreğimden tutuyorsun yar, bırak desem bırakmazsın, çünkü tam yerindesin... Olabildiğin en güzel yerde ve en güzel halinle beyazlar içinde bana gülümsüyorsun...

O da ne? Bırakıp gidecek misin? Ama niye? Yar, sevdasına yandığım beyaz güvercin... Simsiyah gözlerinde kendimi bulduğum yar... Bu kadar az mıydı birlikteliğimiz, bu kadar güzel mi olabilirdi Seninle bir kaç saat... Beni unutma diyorsun Yâar, daha gitmedin ama inan seni şimdiden çok özledim, Yar bırakma beni bu köhne dünyada, dostluğun, vefanın, doğruluğun katledildiği bu dünyada.. Beni de götür o güzel mekanına, beraber koşturalım seninle, beraber bakalım tomurcuklara, beraber yeşertelim goncalarımızı. Kısacası birbirimizin özü olalım... İstemez misin yar, kapının tokmağının çivisinin pası olayım, kapının sadık bekçisi olayım...

Bırakma yar, zira bırakırsan, korkarım, ağlarım, daralırım... Bu küçük oda benliğimde büyür ve beni benden ötürü boğarcasına öldürür... Yüreğimden tut yar ya da ellerimden tut nazlı güvercin... Bırakma ellerimi uçalım Seninle mavi sonsuzluğa doğru... Bırakalım benliğimizi boşluğa, eneler ayaklar altında olsun... İmanınla uçur beni Ey Sevgili, En Sevgili'm...

Ey derdimin dermanı, Ab-ı Hayat'ım, Sensizlik ne kadar zormuş meğer, Seninle değil de Seni bu satırlarda aramak, bir hayalin peşinde koşmak çok zormuş. Oysa bir papatya kadar masum, kafamı uzatmış her daim Seni beklerken, vefalı vefasızlar! Üzerime basıp ezdiler beni, ezdiler zira Rabbim tekrar yeşertti beni rahmetle, sevdayla, duayla ümitle, coşkuyla, yağmurla...

Yüreğim Senin Efendim, sevdam Senin, yolum Senin yolun, davam boynumun borcu... Beni bana bırakma, beni yanlız bırakma, beni Sensiz bırakma. Sen gittiğin günden beri bozuldu dünya hali bebelerin gözyaşları dinmedi, analar gülmez, yağmurlar yağmaz oldu. Yüreklerde bir fırtına... Öyle bir fırtına ki kimi Allah (celle celâluhu), kimi Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem), kimi de KAN diyor... Dışarı da kan gövdeyi götürüyor Sevgili'm...

Ey sevgili yüreklerimiz Senin elinde, onların hidayeti ise Rabbimin... Yüreğimden yüreğine yol var dost, o yolları şu an yeşertme çabası içindeyim ama Sensiz olmuyor inan, tek başıma kalkamıyorum bu yükün altından, kimi zaman gözyaşlarımla suluyorum goncalarımı, kimi zaman bir güneş misali gülümsememle onlara hayat veriyorum. Ama çok yoruldum yar, yoruluyorum ve bunca nimetin kıymetini anlıyor ve eşyanın maddiyatta sınırlı kalmadığını görüyor ve ondaki maneviyat yansımalarını sezebiliyorum.. seziyor ve sonunda Seni buluyorum.. Az kaldı Ferhat ,çoğu gitti azı kaldı diyor ve suyun kaynağını ulmaya çalışıyorum...

Öyle bir zaman oluyor ki Yusuf görünce değerlerimi! (Her ne kadar benim olmasa da) ellerime sürüyorum, oysa Seni görünce Yusuf'un güzelliği Senin güzelliğinin yanında hiç kalıyor, Senin dırahşan çehren, ayın ondördü alnın o değerleri yüreğime, sineme sürüyor... Ve öyle bir zaman oluyor ki “Yok mu bir Sevgili?” deyip çıkınca Mecnun gibi çöllere, utanarak huzuruna geliyorum s eni bulup. Affet beni Sevgili, affet zira Sen affetmezsen akıbetimin kötü olmasından korkuyorum.

Seviyorum Efendim, Seni öyle seviyorum ki, aslında Mus'ab bin Umeyr'i severken bile Seni seviyorum, çünkü Sana en çok benzeyenlerden biri O... Gülmesi Sen, ağlaması Sen, ahlakı Sen... Senden bir parçaydı sanki... Nasıl olmasın ki? Seni görüp de Sen olmasaydı ayıp ederdi, zaten o zamanda MUS'AB olmazdı....

Efendim bu mektubu Size yazmam o kadar zor oldu ki, yazıp yırttığım her kağıt yüreğimden koparılan bir parça oldu... Sonunda yazdım, yazdım ama gönderilecek bir adresi yok, hangi pul geçerli o bile belli değil. Ama biliyorum Efendim şu an melekler bu dakikaları kaydediyorlar, arka fondan eşlik eden ezgiyle birlikte aheste aheste yazıyorlar bu kutlu dakikaları... Çünkü onlar da Seni yazıyorlar Efendim, onlar da En Sevgili'yi yazıyorlar.... İşte Efendim ben de melekleri şahit koşarak inşallah bu mektubu size Livaülhamd'da vereceğim. Aslında orada Size vereceğim mektuplardan sadece bir tanesidir bu...

Muhterem Efendim, Gül yüzlüm... Size sayfalar dolusu yazmak isterdim, ne yazık ki saatler ve kağıtlar yeterli olmuyor. Sizi çok seviyorum Efendim... Ne olur bekletmeyin artık, bekliyoruz yıllardır...

Son yüzyıldan bir hayranınız...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/9/2006 - ******

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/9/2006 - ___KOPYALAYIN AMA YAPIŞTIRMAYIN!!!____

Beynin çalışma mekanizmasına göre insan; yeni karşılaştığı olay, kişi yada fiilleri eski birikimlerinden kopyalama suretiyle değerlendirir. Birikimlere kıyas etmek değerlendirmenin önünü açtığı kadar, idraki geriye de hapsedebilir! Bu durumda kıyas; anlamaya yardımcı olmak yerine kalın bir perdeye dönüşür. Yanlış yargılar, şüpheler, dedikodu, suizan ve hatta iftira- bühtan derecesine varan azaplar bundan dolayı yaşanır. En ağır bedel ise Hakikatten gafil olmaktır.
Tarih; insanların kopyala, yapıştır kolaycılığı sebebi ile hakikati anlaşılamayan olay, kişi ve fiiller mezarlığıdır.
Kopyala, yapıştırla değerlendirmek, karşıdakine değil değerlendirene perde çeker! Kıyas mekanizmasını işletirken yeni doğuşları- yeni oluşları fark edebilme yürekliliği gösterenler; azabı saadete, kötüyü iyiye, narı nura, cehennemi cennete dönüştüreceklerdir. Etraftan yardım almak, eskiden kopya etmek yerine SADECE ALLAH diyerek Hakikatine yönelenler sıradan insanların MUCİZE- KERAMET dediği, aslında gayet doğal olan işleyiş boyutlarını keşfetmişler.
Kopyalayın ama, her zaman yapıştırmayın. Gaflet, üzerinize bir yapışırsa sıyrılmak hiç de kolay değildir. Yeniyi, HASBUNALLAH- SÜBHANALLAH diyerek yorumsuz seyredenlere selam olsun!

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ey Rabbim! ,Beni tevbe edenlerden ve çok çok temizlenenlerden kıl.Beni salih kullarından eyle,beni üzerlerine hiçbir korku gelmeyen ve hiç mahzun olmayanlardan kıl.Seni her an hamdinle tesbih ederim.Varlığına komşu eyle beni.Sözlerin en güzeli sana aittir ve sözlerin en güzeli sana hitab etmektedir.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
M.Zahid Kotku
M.Esad Coşan

Kategoriler

Arkadaşlarım

mucahid23
yunusum
blogekle
rindiseyda
neslinursema1
zahide
zahara
esleme
dusbahcesi
laal
zerirem
darulislam
muslumankisiligi
dinimizislam58
sonsuzlukkervani
senguluranasin

Go to:
Myspace Layouts
Myspace Backgrounds
Myspace Graphics (glitter graphics)